Sinan'ın Yeri

Bu siteye ulaştıysanız muhtemelen görmenizi istediğim birkaç yazı var demektir.

Çakmak çalan

Sokağın sonundan bu tarafa doğru yürürken gördüm onu. Lise mezuniyetinde kendi arkadaşlarımızla konuşurken bakışlarımız buluştuğu için başımızı hafifçe öne eğerek gerçekleştirdiğimiz samimiyetsiz küçük bir selamlaşmanın ardından, bir daha aynı yöne dönmemek üzere kafalarımızı tekrar kendi grubumuza çevirmiş, geçen yıllar içinde bir daha iletişim kurma ihtiyacı hissetmemiştik. Zaten öncesinde de okulun ilk senesi bir şekilde tanışıp ve ortak hiçbir özelliğimizin olmadığının farkına vardığımız için lise döneminde de çok bir muhabbetimiz yoktu. Okul bahçesinde karşılaştığımızda gönülsüzce “abi n’aber?” diyaloglarını saymazsak tabi. Yıllar sonra, yine aynı şey oldu. Bu kez okul bahçesinde değil, aynı şehirde okuduğumuz için öğrencilerin ve kafelerin bol bulunduğu bir bölgede karşılaştık ve sanki yıllardan beri görüşmeyen eski iki yakın arkadaşmışçasına birbirimize doğru hızlı adımlarla yürürken şaşırdığımızı ve özlediğimizi belirtircesine kollarımızı sonuna kadar açıp, suratımızda gülümsememizi sağlamak için var olan on yedi kası birden kopartmaya çalışırcasına gererek : “Vaay abi, nerelerdesin sen ya!” minvalinde cümlelerle birbirimize sarıldık. Aslında bu aşırı tepkiler, var olan tek gerçeği gözler önüne seriyordu. İkimizin de o sırada yapacak hiç bir şeyi yoktu ve bir kaç saat sonraki programımıza kadar yalnız başımıza oturmaktansa zaman geçirecek birilerine ihtiyaç duyuyorduk.

Yıllar sonra bile, kafa yapısı olarak yollarımızın hiç birleşmediğini fark etmek çok da güç değildi. Konuşabileceğimiz konu sayımız çok azdı. Birkaç cümlelik konuların ardından, yeni bir konu bulmak için birkaç cümlelik esler vermek zorunda kalıyorduk. Açabildiğimiz konular çok derin değildi; Lisedeki ortak arkadaşlar, onların şu andaki durumları, okulun çalışkan kızlarının üniversitede bir anda nasıl bu kadar serpilip güzelleştikleri, insanların kişiliklerinin ne de çabuk değiştiği, telefonun işletim sisteminin ne kadar önemli olduğu, içtiğimiz çayın ne kadar bayat olduğu gibi çok da önemli olmayan konuşmaların arasında en çok yaptığımız eylem,  telefonlarımızın rastgele bir yerlerine basarak saate bakma çabalamalarımızdı. Ne kadar sancılı gerçekleşiyor olsa da bu mutualist yaklaşım meyvelerini vermiş ve bizi bekleyen “bi arkadaş”ın yanına gitme zamanımız gelmişti. İlk karşılaştığımızda kullandığımız kaslarımızı bu kez zoraki de olsa tekrar kullandık ve birbirimize son cümlelerimizi söyledik: “Abi, bir daha görüşelim mutlaka!”

Görüşmedik.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: