Sinan'ın Yeri

Bu siteye ulaştıysanız muhtemelen görmenizi istediğim birkaç yazı var demektir.

Otobüslü yazı

Yazıyla ilgili not: En başarılı yazım bu sanırım. Karaİzah’taki iki yazımdan biri. 30 Kasım 2011’de yazılmış. Tanıtımı çok iyi yapıldı, sadece Karaizah üzerinden 1000 kişi civarı okunmuş. Ayrıca gerçek anlamda yayımlanan ilk yazım. 2012-2013 yılının ilk döneminde Ege Üniversitesi Karikatür ve Mizah topluluğunun bastığı ilk dergide yayımlandı:

Otobüslü Yazı
Bacaklarını “V” şeklinde açmıştı. İri cüssesiyle hâlihazırda beni yere serebilecekken, bir de uzun olan şu talihsiz yolculuğumda yanımda 1,5 kişilik yer kaplıyor olması, benim özgüvensiz bir şekilde 0,5′lik yere oturmamı gerektiriyordu. Ben, “V” harfinin yanındaki titrek bir “slash”tim sadece. Bu kuş bakışı görüntüde oturduğumuz koltukların parantezle temsil edilebileceğini düşünürsek (V/) gibi acı verici bir tablo ortaya çıkıyordu ve ben şu an sıkıntımı yazıyla anlatmak zorundaydım.

9 saatlik yolun henüz 42. dakikasındaydık ki, üzerime düşen bir gölge beni yeterince korkuttu. İri Cüsse’nin sahip olduğu iri başı üzerime doğru geliyordu. İri başın üzerindeki gözler kapalı; fakat ağız açıktı. Beni yemeyi planladığını düşündüm. 3 dakikalık yavaş bir yerleşme, omzumun çatlamasını engellese de, üzerime pek de manevi olmayan büyük bir ağırlık çökmesine yetmişti. Artık omzum da hareket edemediğine göre, zar zor 0,5 kişilik yere sığdırmayı başardığım derginin sayfalarını çevirmem, hatta okumam bile imkânsız bir hal almıştı.

İri Cüsse’yi sakince diğerine göre daha rahat hareket edebilen, pencereyle gövdem arasına sıkışmış kolumla, dürtmeye başladım. Omzumdaki İri Baş’tan bir şekilde kurtulmak istiyordum. Yaklaşık 11′inci dürtüşümde İri Cüsse’nin yaşadığına dair aldığım tepki basit bir “Ha?!” homurtusu olmuştu. Gözlerini hafifçe araladığı sırada gülümseyip, aynı ifadeyle: “Pardon, üzerime oturuyorsunuz da…” bakışı atmaya çalıştım. İri cüsse zeki biri olacak ki anlamıştı bu mimiğimi. Hareketlenmeye başladı ve diğer tarafa taşıdı İri Baş’ını. Bu hareketi sona erdirdiğinde ise, dengesini sağlamak için iki İri Baş büyüklüğündeki poposunu sol tarafıma dayadı. Basit bir anlamda İri Cüsse için bir Yastık ‘tan “Minder”e terfi etmiştim. İri Cüsse’nin bu hareketi sonucu bana ayrılan 0,4lük bölgede herhangi bir şey yapabilmenin imkânsızlığını kabul edip, uyumaya karar verdim… Uyandığımda 3 saat geçmiş, bir mola kaçırmış, çişim gelmiş ve sol yanımdaki popo lobları dolayısıyla terlemiştim.

O otobüste çalışan herhangi bir hostes hatırlamama rağmen hoparlörden bir bayan sesi geldi: “Lütfen koltuklarınızı dik konuma getiriniz. İkram servisimiz başlamak üzeredir.”… İçten içe heyecan duymamın nedeni bu nazik bayan sesine âşık olmam değil, bu kadar klostrofobik bir otobüs yolculuğunda beni yatıştırıp mantıklı düşünmemi sağlayacak sıcak kahveye çok yaklaşmış olmamdı. Koltuğum daha dik olamayacağından dolayı, sadece servis tepsisini açmakla yetindim. Bu sırada önümdeki abi de benimle aynı şekilde bayanı dinlemiş fakat tahsilinin üzerinden uzun bir zaman geçmiş olmasından dolayı matematikle ilgili bir sorun yaşamış ve koltuğunu dik konuma getirmeye çalışırken 80 derecelik açıyı tercih etmişti. Belli etmemeye çalışsa da, birazdan içeceğini umduğu poşet çayın yanındaki tost görüntüsün olmak istemediği, gösterdiği hafif bel ağrısı mimiğiyle yüzünden belli oluyordu.

Önümdeki abi düzelmeye çalışırken çaprazımda yer alan dedeyi gördüm. Her otobüs koltuğunun arkasında yer alan televizyon ile cebelleşiyordu. Dokunmatik ekran gibi düzenlenmiş, ama ekranın içinde bulunan butonlara vurarak seçim yaptığımız teknoloji harikası televizyon, ona fazla teknolojik gelmiş olacak ki, 2 dakikalık uğraştan sonra pes ettiğinde otobüs firmasının kendi reklamını yaptığı slayt resimlerini izlemek zorunda kalmış; fakat bundan memnun olmadığını belirten pek bir hareket de yapmamıştı.

“Çikavemeşr-i bad?” dedi başımızda duran maymun yelekli muavin. İlk anda dediği şeyi pek anlamasam da, İri Cüsse’nin çay istemesi bana biraz da olsun fikir verdi, ben de kahvemi istedim. Muavin “yanına ne alırsınız” diye sorduğunda ise servis tepsisine baktım. Bu kararsızlığı hep yaşıyordum. Özgüvenle cevap vermek isterken: “Bisküvi alayım… Yok, kek alayım ben. Ya da kraker mi alsam? Kraker alayım.” cümleleri çıktı ağzımdan. Özgüven işini de beceremediğime göre, artık şekerli kahvemle hiç yakışmayan tuzlu krakerimi yiyebilirdim. Kahvemden henüz bir yudum almıştım ki sevgili muavinin ön taraftan hızlıca bulunduğum koltuğa gelmeye başladığını fark ettim. Elinde ise azılı düşmanım çöp torbası vardı. Muavinin benim sahip olamadığım özgüvenli bakışları, bardağımın o çöp torbasına girmesi gerektiği anlamını taşıyordu. Yanıma gelmesine 3 koltuk vardı; muavine ayıp olmasın diye sıcacık kahvemi fondip yaptım. Dilimde ve boğazımdaki o tarif edilmez acıyla arkama yaslandım. İstediğimi almış, artık ayılmıştım…

Bana ayrılan televizyondan filmimi seçtim. Seçtiğim film romantik-komediydi. Yani biraz gülebilecek, biraz hüzünlenebilecektim. Filmim başlarken, yerime tam olarak yerleştiğim sırada, başrol oyuncusu filmin orijinalinden farklı olarak öndeki Ayarsız Abi’nin yarı kel kafası olmuştu. Ayarsız Abi yine ayarsızlığını yapmış ve koltuğunu 160 derece civarı yatırmıştı ve bu sefer mutlu gözüküyordu. Yenilgimi kabul ederek, Ayarsız Abi’nin seyrek saçlı başını öpmek yerine koltuğun altına doğru araba tamircisi misali giriş yaptım. İzlemem gereken kalitesiz bir film ve hedefime varmak için 5 saatim vardı…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: