Sinan'ın Yeri

Bu siteye ulaştıysanız muhtemelen görmenizi istediğim birkaç yazı var demektir.

Husumet

Yazı Denemeleri 2:Bir ritüelini düşün ve onun bozulduğunu hayal et/Sadece diyaloglardan oluşan bir hikaye yaz.

Savcı: Anlat bakalım nedir derdin?

Davacı: Anlatayım Savcı Bey. Ben bu adamdan şikayetçiyim. Belediye Başkanı olacak bu adam yüzünden kafayı yemek üzereyim. Bu adam yüzünden psikiyatriste gidiyorum ve sorunlu olan benmişim gibi bana ilaçlar verdiler. Daha geçen gün benim bu şehri terk etmemi önerdi doktor. Ben..

Savcı: Dur dur, sakin ol bakalım. Nedir suçlaman, ne istiyorsun belediye başkanından?

Davacı: Mutluluğum, hayat enerjim elimden alındı Savcı Bey. Maddi, manevi tazm…

Savcı: Sen devletin adalet sistemini meşgul etmeye utanmıyor musun sersem herif! Bu ne biçim neden!

Davacı: Durun da anlatayım, izin verirseniz…

Savcı: Acele et ve sabrımı taşırma benim.

Davacı: Savcı Bey, ben 57 yaşındayım. 30 yıldır aynı kurumda çalışıyorum ve inşallah 2 seneye emekli olacağım. Fakat son 6 aydır, işe geç kalmaktan, uykusuz gitmekten, dikkatsizlikten defalarca ihtar aldım, emekliliğim yanacak. Bunların hepsi o Belediye Başkanı olacak zırtapoz…

Savcı: Saygını takın! Nerede olduğunu unutma! İşe geç kalmana Belediye Başkanı mı neden oluyor?

Davacı: Evet Savcı Bey! Bakın, ben hayatını belirli bir düzende yaşayan bir insanım. Her insan böyle değil midir? Aynı saatte yemek yer, aynı saatte uyur, duş alır, evden çıkarım. İşe gitmek için hep aynı yolu kullanır, aynı metronun, aynı vagonundan binerim. Bunların hepsi birbirine bağlıdır ve bir tanesini yapamadığım taktirde diğerleri de aksıyor. Hepsi Belediye Başkanının suçu..

Savcı: O neden o?

Davacı: Çünkü Savcı Bey, ne zaman duş alacak olsam su kesiliyor, sabah kahvaltımı yapmak istediğimde doğal gaz bakım çalışması yapıldığı için çay demleyemiyorum, Savcı Bey, bu adam her zaman işe gitmek için kullandığım yola bakım çalışması yapmak için yolu kullanılamaz hale getirdi, diğer yolu kullanmak zorunda kalıyorum.

Savcı: İN-NA-NI-LIR ŞEY DEĞİL!

Davacı: Hah! O da bir şey mi, aynı yolun 15 yıldır tasarımı değişmeyen kaldırım taşlarını değiştirdi, her taş farklı farklı.

Savcı: Sen benimle dalga mı geçiyorsun kerkenez!

Davacı: Ne dalgası Sayın Savcı, eski taşlar adımlarıma uygun bir şekildeyken bu taşlar..

Savcı: La havle… Sabrım taşmaya başladı. Bunların seninle ne ilgisi var ulan!

Davacı: Ama Savcı bey. Yeni konulan sokak lambalarının ışığı tam yatak odama düşecek şekilde ayarlanmış. Uyumak mümkün bile değil! Ayrıca, kesin metrolardaki aynanın yerini de bu adam değiştirtti. Makinistin istasyona baktığı aynalar geçtiğimiz hafta 2 metre öne alınmış. Artık vagonum aynı yerde bile durmuyor. Hareket saatlerindeki değişiklikten bahsetmiyorum bile.

Savcı: Be adam sen deli misin! Koskoca belediye reisi seninle mi uğraşacak?

Davacı: Savcı Bey, ben bu Rıfat denen herifi 39 senedir tanırım. Aynı üniversitede o kamu yönetimi okurken ben iktisadi ilimler okuyordum. Yıllarca beraber vakit geçirdik, en yakın arkadaşım oldu. Her şeyimi bilir, benim nasıl yaşadığımı, düzenimi, günlük yaşamımı, her şeyimi! Sizce bunların hepsi tesadüf olabilir mi? Ne zaman ki biz bu herifle münakaşa ettik, o zamandan beri huzurum kalmadı. Ben derdimi kime anlatayım? Nasıl kanıtlayayım Savcı Bey?

Savcı: Koskoca makamı uğraştırdığın şeye bak… Yaz kızım: Belediye Başkanı’na görevini kötüye kullanmaktan soruşturma açılmasına, davalının dinlenmesi için mahkemenin ileri bir tarihte tekrar toplanmasına karar verilmiştir.. Ha bir de, şu adam için psikolog bilirkişi getirin. Duruşma bitmiştir.

 

Gerginlik

Yazı Denemeleri 1: Belirli anlarda tepkisini ilginç/kötü davranışlarla gösteren bir insanı anlat.

Halit’in kişiliğindeki küçük bir özellik, onun hikâyesini tanıdığım diğer insanlardan daha anlatılası kılıyordu. Onu tanımama neden olan olay, muhtemelen kendisinin bile tahmin edemeyeceği sonuçlar yaratmıştı.

Üyeleri öğretmenlerden oluşan mütevazı bir ailenin ikinci çocuğu olarak doğmuştu Halit. Pek de şeker, pek de tatlıydı maşallah. Ağlamayı severdi, ağlamayı kullanırdı her çocuk gibi. Konuşmayı öğrenip istekleri öğrendiği kelimeler doğrultusunda artınca, Halit’i anlamak kolaylaşması gerekirken zorlaştı. Acıktığını anlatmaya çalışırken evdeki eşyaların ismini sayıyor, yere düştüğünde peşinden koştuğu “havhav”ın sesini taklit ediyor, mahalle maçlarında ona sert müdahale yapıldığında faul olduğunu anlatmaya çalışan bir mimikle “annem kesin kızacak bu sefer” gibi, çok da yeri olmayan şeyler söylüyordu. Öğrendiği kelimelerin sayısı iyiden iyiye arttığında belli oldu Halit’in sorunu. Gergin olduğu her an aklından o an ne geçiyorsa onu söylüyordu Halit. Sanki beyninde gerginliğe giden kablolar, düşüncelerine giden kablolara temas ettiği için ikisi birden çalışmaya başlıyormuş gibi…  Bu yazının devamını oku

Geleceğin ressamı

Emre’nin geleceğin en başarılı karikatürist adaylarından bir tanesi olduğu, o henüz küçücükken belli olmuştu. Eline aldığı boya kalemi ile kağıtlara, masalara ve duvarlara çizdiği resimler bunun kanıtıydı. Seçtiği herhangi bir renk ile serbest çalışma tekniği kullanarak yaptığı eserler aile eşrafı tarafından sevinçle karşılanmış: “Ay Metin, kesin ressam olacak bu çocuk. Baksana daha üç yaşında ne kadar da yaratıcı ve güzel şeyler çiziyor.” denilerek pohpohlanmıştı. Bu süreç ilkokulda da devam etti. Resim derslerinde aldığı 5’ler, onu da gaza getirmiş, sınıftaki bütün arkadaşları astronot, doktor, öğretmen ya da sınırsız abur-cubur yemek için bakkal olmak istiyorken, o bohem yaşam tarzını seçmiş ve ressam olmak istediğini söylemişti.

Tabi, Emre’nin ailesinin düşünceleri süreklilik göstermiyordu, Emre’nin liseye geçeceği yıl güzel sanatlar lisesine hazırlanmasına karşı çıkmışlar ve onu yaşadıkları yerin iyi dershanelerinden birine göndermişlerdi. Emre bu işe biraz bozulmuş olsa da, yakın arkadaşlarıyla aynı dershaneye gitme fikri ona da çekici gelmiş ve ailesine başkaldırmak yerine küçük homurdanmalarla sınırlandırmıştı kendisini. Sınav sonuçları açıklandığında yine de ilk tercihini güzel sanatlar lisesinden yana kullanmak istemiş, ancak puanı Anadolu Lisesine yetebileceği için, ailesi onun gidebileceği en düzgün okula gitmesi gerektiği ve resim yapmaya hobi olarak devam etmesinin daha iyi olacağı konusunda hemfikir olmuştu. Emre, kendi geleceği hakkında zerre söz sahibi olamamasına çatlak, yeni ergen sesiyle haklı tepkiler gösterse de, ailesi bir hafta içinde azalarak biteceğini bildikleri bu tepkilere çok aldırmamışlardı. Bu yazının devamını oku

Geçkalanadam Ep:1

 

12540024_982613918454058_1996685818_n

Radyasyonlu ortamda DNA’ları birleştirilmiş Koala-Kedi melezi tarafından ısırılan bir adamın süperkahramanlık macerasını anlatacağım bir kitap yazmak istiyorum. Adı “The not Amazing but Tension-Filled Stories of Unpunctualman” (Geçkalanadam’ın şaşırtıcı olmayan; fakat gerilim dolu maceraları) olacak. Adından da anlaşılacağı gibi hikaye oldukça yavaş hareket eden, üşengeç; fakat bir şekilde dört ayak üstüne düşen bir süperkahramanın maceralarını anlatacak. Kitap Türkiye’de bir üniversite şehrinde geçecek. Kahramanın bu ismi nereden aldığını öğrendiğimiz bölümde, bir kafede çay içerlerken, arkadaşlarına gevşek gevşek, “geç kalmak” eyleminin ingilizcesini yazmanın ve söylemenin daha kolay olduğunu düşündüğü için bu ismi seçtiğini söylüyor. Öyle de bir batı özentisi kahraman. Muhtemelen gelecekte edebiyat derslerinde, “Çocuklar, bu kitap fantastik öğeler içerse de, Sinan Gülen’in tırt karakterini anlattığı otobiyografik eseridir.” diye tanıtılacaktır. Hatta kitaptan bir bölüm paylaşayım:

 

(…)Güneşli, güzel bir güne uyanan UnpunctualMan, uyandıktan sonra keyif yapmak için yastığına sarılıp, gündemde neler dönmüş diye Facebook’u karıştırırken bir sonraki görevini bulmuştu. Facebook’taki üç kişi saatinin kurma kolunun kaybolduğundan bahsediyordu. Bu bir tesadüf olamazdı, hem de saatlerin geri alınacağı gecede… Birileri masum insanların geç kalmasını istiyordu. Bu kesinlikle UnpunctualMan’in azılı düşmanı Da Kick’in işiydi. UnpunctualMan hemen Da Kick’in Twitter profiline girdi. Son gönderisi birkaç saat önce “Bu gece saatlerinizi ayarlamayı unutmayın 😉  kıps.” idi. UnpunctualMan’in şüphesi kalmamıştı. UnpunctualMan bir an önce bu sorunu çözmeliydi. Ama evden çıkmadan önce duş alması gerekiyordu. “Maillerime, bir de haberlere bakayım, duş alır çıkarım hemen” diye düşündü. Bir süre sonra kendisini Youtube’da bir dizi video izlerken bulunca, duş almakla vakit kaybetmemesi gerektiğini, şu videoyu izleyince çıkmasının iyi olacağını düşündü. Aslında kostümünü de ütülemesi gerekiyordu, yeni yıkamıştı ama buna da vakit yoktu. Sadık yardımcısı BildiğinKedi’nin maması bitmişti. Mama kabını doldurdu, ardından kostümünü gizlemek için üzerine giyeceği, göreve çıktığı zaman giydiği güzel t-shirtlerin temiz olmadığını fark etti. Temiz olan t-shirtler sadece markete giderken, evde falan giydiği çok da güzel olmayan t-shirtlerdi. UnpunctualMan bugün dışarı çıkmamaya karar verdi. 3-5 kişi işe bir saat geç gitse ne olacaktı? Muhakkak saatini geri almaya üşenenler de olacaktı, diğerleri de onları bahane ederlerdi canım! Saat de zaten geç olmuştu. Şimdi evden çıkılmazdı…

 

Çakmak çalan

Sokağın sonundan bu tarafa doğru yürürken gördüm onu. Lise mezuniyetinde kendi arkadaşlarımızla konuşurken bakışlarımız buluştuğu için başımızı hafifçe öne eğerek gerçekleştirdiğimiz samimiyetsiz küçük bir selamlaşmanın ardından, bir daha aynı yöne dönmemek üzere kafalarımızı tekrar kendi grubumuza çevirmiş, geçen yıllar içinde bir daha iletişim kurma ihtiyacı hissetmemiştik. Zaten öncesinde de okulun ilk senesi bir şekilde tanışıp ve ortak hiçbir özelliğimizin olmadığının farkına vardığımız için lise döneminde de çok bir muhabbetimiz yoktu. Okul bahçesinde karşılaştığımızda gönülsüzce “abi n’aber?” diyaloglarını saymazsak tabi. Yıllar sonra, yine aynı şey oldu. Bu kez okul bahçesinde değil, aynı şehirde okuduğumuz için öğrencilerin ve kafelerin bol bulunduğu bir bölgede karşılaştık ve sanki yıllardan beri görüşmeyen eski iki yakın arkadaşmışçasına birbirimize doğru hızlı adımlarla yürürken şaşırdığımızı ve özlediğimizi belirtircesine kollarımızı sonuna kadar açıp, suratımızda gülümsememizi sağlamak için var olan on yedi kası birden kopartmaya çalışırcasına gererek : “Vaay abi, nerelerdesin sen ya!” minvalinde cümlelerle birbirimize sarıldık. Aslında bu aşırı tepkiler, var olan tek gerçeği gözler önüne seriyordu. İkimizin de o sırada yapacak hiç bir şeyi yoktu ve bir kaç saat sonraki programımıza kadar yalnız başımıza oturmaktansa zaman geçirecek birilerine ihtiyaç duyuyorduk.

Yıllar sonra bile, kafa yapısı olarak yollarımızın hiç birleşmediğini fark etmek çok da güç değildi. Konuşabileceğimiz konu sayımız çok azdı. Birkaç cümlelik konuların ardından, yeni bir konu bulmak için birkaç cümlelik esler vermek zorunda kalıyorduk. Açabildiğimiz konular çok derin değildi; Lisedeki ortak arkadaşlar, onların şu andaki durumları, okulun çalışkan kızlarının üniversitede bir anda nasıl bu kadar serpilip güzelleştikleri, insanların kişiliklerinin ne de çabuk değiştiği, telefonun işletim sisteminin ne kadar önemli olduğu, içtiğimiz çayın ne kadar bayat olduğu gibi çok da önemli olmayan konuşmaların arasında en çok yaptığımız eylem,  telefonlarımızın rastgele bir yerlerine basarak saate bakma çabalamalarımızdı. Ne kadar sancılı gerçekleşiyor olsa da bu mutualist yaklaşım meyvelerini vermiş ve bizi bekleyen “bi arkadaş”ın yanına gitme zamanımız gelmişti. İlk karşılaştığımızda kullandığımız kaslarımızı bu kez zoraki de olsa tekrar kullandık ve birbirimize son cümlelerimizi söyledik: “Abi, bir daha görüşelim mutlaka!”

Görüşmedik.

Soracak Aklım Yoktu.

Part i: Eğitim Öğretim

  • Masallarda kraliyet ailelerine ne çok yüklenildi. Biri pahalı kumaş veriyorum diye kralı çıplak gezdirir, biri orada burada bağırıp kralın fiziğiyle dalga geçer, biri insan kalbi diye ceylan kalbi götürür kraliçeye, biri prensesle evlenmek için krala ali cengiz oyunları oynar falan. Koskoca şatonun aynasının bile zerre kibarlığı yok. Çat diye: “Sen çirkinsin, o güzel.” diyebiliyor. Cam ayakkabıyı merdivende düşürüp prensin tüm köyü turlamasına sebep olan kız var bi de. Köyde tek 36 numara ayağa sahip kız oymuş gibi bir tek ona uyacağına o kadar da emin. Gerçi prenste de var ahmaklık. Dans ettiği kadını makyajsız diye tanıyamıyor dolaşırken. Bu yazının devamını oku

SüperNatürel

“Geliyor… Hissedebiliyorum… O kadar yakın ki… Kendimi sıkıyorum… Direniyor… Durdu… İçimin rahatlamasına imkân yok… Dönecek… Biliyorum…” Bu yazının devamını oku

Muhabbet

Ekamit Mizah Yazarlığı birimini kurulduktan sonra Otobüslü yazının üzerinden 1 sene geçtiğini ve hala onunla övündüğümü farkettim. Yeni bir şeyler yapmak lazımdı ki, birimin kurulmasını istememin nedenlerinden biri buydu. Bir toplantıda betimlemeden bahsettik. Ben de betimleme üzerine bunu yazdım. Çok övünülesi değil. Ama yazı en azından. Bu yazının devamını oku

Otobüslü yazı

Yazıyla ilgili not: En başarılı yazım bu sanırım. Karaİzah’taki iki yazımdan biri. 30 Kasım 2011’de yazılmış. Tanıtımı çok iyi yapıldı, sadece Karaizah üzerinden 1000 kişi civarı okunmuş. Ayrıca gerçek anlamda yayımlanan ilk yazım. 2012-2013 yılının ilk döneminde Ege Üniversitesi Karikatür ve Mizah topluluğunun bastığı ilk dergide yayımlandı: Bu yazının devamını oku

Sorumsuzluk

10 Ekim 2011 tarihli yazım. Umut Gündoğdu ile Karaizah’ı kurmaya karar verdik ve yazmaya ara verdiğim o dönemden sonra gaza gelip bunu yazdım. Çok başarılı olduğu söylenemez. Yeni dönemde, çünkü gerçekten dergi-fanzin işine girmeye niyetlendik. Başarılı da oldu aslında. Bu yazının devamını oku